Rüzgar Gibi Geçti (1939)
oyausel - 08 Aralık 2009 23:05

- Gone With The Wind
“İnsanı insan yapan duyguların ilkidir aşk.” demiş Necati CUMALI. Scarlett O’Hara ve Rhett Butler ‘ın insani duygularını keşfetmeleri de birbirlerine aşık olmalarıyla başlıyor. Lakin biri zampara, fırsatçı bir kumarbaz. Diğeri ise kıskanç, bencil,şımarık bir küçük hanım. Herkesin fedakarlığa en çok ihtiyaç duyduğu savaş döneminde dahi ihtirasları sevgilerinin önüne geçiyor.
İrlandalı Scarlett O’Hara (Vivien Leigh) Tara isimli çiftlikte yaşamaktadır. Tara aynı zamanda Scarlett’in 2. aşkı olma özelliğini de taşıyor. Filmi izlerken bizi de gün batımı manzaralarıyla kendine hayran bırakıyor. İlk aşkı ise 12 Meşeler Çiftliği’nin varisi Ashley Wilkes’dır (Leslie Howard) . Scarlett Ashley’nin kuzeni Melanie (Olivia de Havilland) ile evlenme kararı aldığını öğrendiği sırada Ashley’nin evinde hayatının aşkı olduğunu sonradan fark edeceği Rhett Butler (Clark Gable) ile tanışır. Ashley ve Melanie’nin evlenmesine engel olamayan Scarlett, çevresindeki erkeklerden biriyle acele bir evlilik yapar. Bu sırada Kuzey-Güney Savaşı patlak vermiştir. Melanie ve Scarlett’in kocası da savaşa gider. Fakat Scarlett’in kocası savaşta ölür. Scarlett’in bu duruma tepkisiz kalması, yas tutan dul rolünü oynamaktan nefret edişi, savaş sırasında ki imkansızlıklarla baş etme şekli ise son derece gerçekçi, zaman zamansa komiktir. Artık Scarlett başladığı her günün sorununu o günün içinde düşünecektir. Yaşadığı her olumsuzluğa karşın hiç pes etmeyen mücadeleci, savaşçı ruhuyla ayakta kalmayı başaran Scarlet’i, savaşın uzaması, Güney’in şartlarının ağırlaşması,annesini kaybetmesi,babasının ise aklını yitirmesi daha da zor duruma sokar. Melanie ve Scarlett Tara’da birlikte yaşamaya başlarlar. Savaş biter ve Ashley geri döner. Tara’nın vergilerini ödeyemeyen Scarlett, bu kez çözümü kız kardeşinin nişanlısı ile evlenerek çiftliği kurtarmakta bulur. Scarlett’in yeni özgür olmuş fakir zenciler tarafından saldırıya uğraması üzerine kocası, Rhett ve Ashley Scarlett’inde kışkırtmasıyla intikam almaya giderler. Scarlett’in ikinci kocası da çatışma sırasında ölür. Asley’e olan takıntısı hala devam etse de, Scarlett Rhett Buttler ile üçüncü evliliğini yine konfor ve lüksünü düşünerek yapar. Bir kızları olur. Rhett, Ashley’i kıskanmaktadır. Bir gün kızını alır ve Paris’e gider. Ancak kızın annesini özlemesi nedeniyle üç ay sonra geri dönerler. Bu arada Scarlett ikinci çocuğuna hamiledir. Dönüşte yaşanan tartışma sonucu Scarlett bebeğini kaybeder. Bebeğin ardından kızlarının da ölümü ilişkilerini iyice sarsacaktır. Melanie ölümcül şekilde hastalanır. Scarlett’ten Ashley ve oğluna bakmasını ister. Bu arada Scarlett geçte olsa Rhett’e âşık olduğunu fark etmiştir. Melanie’nin evinde Scarlett’in Ashley ile ilgilenmesi Rhett’in Scarlett’i terketmesine neden olur.

Bu akıl almaz aşk girdabı her ne kadar “Yalan Rüzgarı”’nın özeti gibi görünse de, film içinde sadece fon oluşturuyor. Asıl kuzey-güney savaşı ve güneyin yeniden yapılandırılması, yaralı güney eyaletleri ve ırkçılık filmde dönemi ayrıntılarıyla bize yaşatıyor. Titizlikle hazırlanmış sahneler, gün batımı görüntüleri, dramatik ve romantik müzik, güney’deki savaşı daha gerçekçi gösteren halk şarkıları, nükteli diyalogları ile Rüzgâr Gibi Geçti sinema tarihindeki en büyük dram filmlerinden biri olarak kabul görüyor.
Film aynı zamanda sinema tarihine de bir çok ilki yaşatarak adını yazdırıyor. Türkiye’de gösterilme özelliğine de sahip olan filmin 400.000.000 dolarlık dünyada rekoru kırılamaz bir gişe hasılatı elde etmesinde bizimde katkımız olmuş. Ayrıca Rüzgar Gibi Geçti her ne kadar ırkçılığı hafife aldığı yönünde eleştirilse de bu film sayesinde ilk kez bir afro Amerikalıya en iyi yardımcı kadın oyuncu(Hattie McDaniel) dalında Oscar kazandırıyor. Filmin diğer ilkleri ise en iyi film dalında Oscar kazanan en uzun film(234 dakika) ve En iyi film Oscar’ını kazanan ilk renkli film olması. Film 14 dalda Oscar’a aday olmuş 9 dalda ödüle layık görülmüştür. Sonrasında da Oscar’dan onur ödülü alarak bu sayıyı 10’a çıkarmıştır. Aynı zamanda film yazar Margaret Mitchell’in Pulitzer ödüllü ilk ve tek romanından uyarlanmıştır.
Her ne kadar istatistiklerde yer almasa da filmi ilk kez bir yılbaşı gecesi TRT2 de izlediğimde Clark Gable’ı görüp ilk aşk’ı yaşayıp, öldüğünü öğrendiğimde ağlayışımla benim ilklerimi de temsil ediyor. Eğer yaşasaydı o zamanlar 10 yaşında olsam bile bir şansımız olduğunu düşünüyorum.
Eskimeyen bir film, muhteşem oyunculuk, 4 saatlik tarihi bir yolculuk, etkileyici müzikler ve sürükleyici bir hikaye sizi bekliyor. Hiç izlemediyseniz mutlaka izleyin. Eğer izlediyseniz de yeniden izleyip kendinize nostaljik bir keyif yaşatın.
Bunlar da ilginizi çekebilir
Clark Gable, En iyi klasik film, film, gone with the wind, Klasik Filmler, Leslie Howard, rüzgar gibi geçti, rüzgar gibi geçti fragman, Scarlett O'Hara, sinema, Vivien Leigh

(2 oy, ortalama: 4.50 / 5)






