Etiket: sinema
Rüzgar Gibi Geçti (1939)
oyausel - 08 Aralık 2009 23:05

- Gone With The Wind
“İnsanı insan yapan duyguların ilkidir aşk.” demiş Necati CUMALI. Scarlett O’Hara ve Rhett Butler ‘ın insani duygularını keşfetmeleri de birbirlerine aşık olmalarıyla başlıyor. Lakin biri zampara, fırsatçı bir kumarbaz. Diğeri ise kıskanç, bencil,şımarık bir küçük hanım. Herkesin fedakarlığa en çok ihtiyaç duyduğu savaş döneminde dahi ihtirasları sevgilerinin önüne geçiyor.
İrlandalı Scarlett O’Hara (Vivien Leigh) Tara isimli çiftlikte yaşamaktadır. Tara aynı zamanda Scarlett’in 2. aşkı olma özelliğini de taşıyor. Filmi izlerken bizi de gün batımı manzaralarıyla kendine hayran bırakıyor. İlk aşkı ise 12 Meşeler Çiftliği’nin varisi Ashley Wilkes’dır (Leslie Howard) . Scarlett Ashley’nin kuzeni Melanie (Olivia de Havilland) ile evlenme kararı aldığını öğrendiği sırada Ashley’nin evinde hayatının aşkı olduğunu sonradan fark edeceği Rhett Butler (Clark Gable) ile tanışır. Ashley ve Melanie’nin evlenmesine engel olamayan Scarlett, çevresindeki erkeklerden biriyle acele bir evlilik yapar. Bu sırada Kuzey-Güney Savaşı patlak vermiştir. (Yazının Devamı…)
Clark Gable, En iyi klasik film, film, gone with the wind, Klasik Filmler, Leslie Howard, rüzgar gibi geçti, rüzgar gibi geçti fragman, Scarlett O'Hara, sinema, Vivien Leigh
Şüphenin Gölgesinde (1943)
oyausel - 14 Kasım 2009 18:56

Shadow Of A Doubt
Modern zamanın Amerikan banliyölerini dönem dönem sinemalarda izliyoruz. (Amerikan Güzeli, Makas Eller ve hatta Şeytanın Avukatı…) Eski filmleri, bize dönemin başlangıcının nasıl olduğuna dair ipuçları verdiği için çok seviyorum. Hele bunu yapan kişi Alfred Hitchcock gibi incelikli bir yönetmense, sanki filmin her karesinde tarihi bir ana şahitlik ediyorsunuz.
Öncelikle “Şüphenin Gölgesi” yönetmenin göz bebeği filmlerinden. Gerilimi ve cinayeti tipik bir Amerikan ailesinin içine sokuyor. Üç çocuklu, şehir keşmekeşinden uzak, kasaba halkı tarafından tanınan, babanın bir bankada memur olarak çalıştığı, birbirine sevgiyle bağlı bir ailenin başı nasıl belaya girebilir ki? Bu mükemmel tablo yıllardır onları ziyaret etmeyen Charlie dayının gelmesiyle bozulur. (Yazının Devamı…)
Alfred Hitchcock, American Beauty, Amerikan Güzeli, film, Makas Eller, Şeytanın Avukatı, Shadow Of A Doubt, sinema, Şüphenin Gölgesinde
Ghosts of Girlfriends Past (Hayalet Sevgililerim)
oyausel - 21 Ekim 2009 19:51

Ghosts Of Girlfriends Past
Sen Amistad filmindeki Avukat Baldwin rolüyle hepimizi şaşırt. O favorileri, yuvarlak eski tip gözlükleri, şaşkın bakışlarını asla unutamam. Sonrasında Time To Kill filmindeki gözü kara avukat rolünde hepimizi kendine hayran bırak. Peki ne için? Kim için? Tabi ki de Matthew McConaughey’den bahsediyorum.
Son zamanlarda ki duygusal komedi filmlerinde oynama saplantısından kurtulmazsa benim gibi bir çok hayranını hayal kırıklığına uğratacağını bilmesini isterim. Duygusal komedi filmler tür olarak desteklediğim, açıkçası özgün olanlarını da tekrar tekrar dahi izlediğim filmlerdir. Fakat onun gibi yetenekli bir oyuncunun sürekli bu türde yer alması çok rahatsız edici. Kesin otuzundan sonra biri (bu kişi genelde çok bilmiş menajerleri oluyor) “Matthew yaşın ilerliyor fakat taş gibi bir vücudun var, ileri de zaten Robert De Niro rolleri sana gelecek, şimdi ise kumsallarda bermuda şortlarla (Yazının Devamı…)
amistad, film, Film Tanıtımları, Ghosts of Girlfriends Past, jennifer garner, Matthew McConaughey, robert de niro, sinema, time to kill
Mim - Sinema Hakkında Sorular
mustafa - 26 Nisan 2009 15:13
Malum blog aleminde yeni sayılırız. Bloxoo forumlarında Türk blog yazarlarıyla kaynaşabilmek için oldukça çok vakit geçiriyorum
Bir Hoş Seda adlı blogdan Serkan arkadaşımız da SineGargara‘yı mimleyerek bu kaynaşmaya katkıda bulunmuş sağolsun. Soruların cevaplarına geçersek;
1) Sinema nasıl ortaya çıkmıştır ?
“Cinema” kelimesinin kökeni yunancada hareket anlamına gelen “Kinesis” kelimesinde dayanır. M.Ö. 300′lü yıllarda Camera Obscura adı verilen aletin Asirto tarafından bulunması sinema ile ilgili ilk gelişmelerden biri sayılabilir. Bu alet günümüzdeki projektör mantığı ile çalışıyordu ve sabit şekilleri aynalar ve ışık yardımıyla düz zemine yansıtmaya yarıyordu.
1825 yılında Fransız mucit Nicéphore Niépce ilk fotoğrafı çekti. Bu tarihten itibaren fotoğraf tekniklerinde hızlı gelişmeler yaşandı. 1860′lı yıllarda fotoğrafların art arda gösterilerek hareketin algılanmasını sağlayan teknikler geliştirildi ve bu amaçla zoetrope, mutoscope ve praxinoscop adı verilen aletler icat edildi. (Yazının Devamı…)
amelie, güneşi gördüm, mahsun kırmızıgül, sinema, sinema tarihi, sinematograf, yann tiersen
Sinematograf Türkiye’de !
mustafa - 25 Nisan 2009 23:33
1896, Sponeck Birahanesi. Ortalık epey karışık. Sandalyeler yerlerde. Az evvel birahanenin ortasından bir tren geçmiş.
“L’arrivée d’un trainen gare de la Ciotat”, yani “Trenin İstasyona Girişi”. Sponeck birahanesinin karışmasının sebebi işte buydu. Perdede gittikçe büyüyerek salonda infial yaratan bu tren trajikomik de olsa bir devrime imza atıyordu. Sinema artık bu topraklardaydı.
Merakına yenilip yerinden kalkmayan ve trenin üstünden geçmesini bekleyen Ercümet Ekrem Talu aktarmış bu tarihi anı. Ben de önümüzdeki günlerde Türk Sinemasının 113 yılını, göze batanlar ve gölgede kalanlarla sizlerle paylaşacağım.
Daha uzun yazmak için gereken enerjiyi toplamak ve de görüşmek dileğiyle…
Ercüment Ekrem Talu, sinema, Sponeck
The Dark Knight (2008)
mustafa - 25 Nisan 2009 17:28

The Dark Knight
Geçtiğimiz hafta sonunun filmi Batman - The Dark Knight idi. Aslında bu filmi evde değil de sinemada izlemeyi çok istemiştim. Ama küçücük karakolda sinema olmadığı için kaçırdım tabi bu fırsatı :). Askerlik bitince de ilk işim The Dark Knight’ı edinmek oldu. Ama o kadar çok film birikmiş ki, ona ancak geçen hafta sonu sıra geldi. Filmin IMDB’de zirveyi zorladığını duymuştum, filmi izleyen arkadaşlarım Heath Ledger‘ın performansından bahsediyordu. Genellikle bir filmi izlemeden önce o film hakkında yapılan yorumları okumam. The Dark Knight için de aynı şekilde davrandım. Filmi oturup bir solukta izledim.
Öncelikle belirtmek isterim ki Gotham City’nin atmosferini beğenmedim. Çocukluğumda Batman hayranıydım, çizgi filmlerini izler, çizgi romanlarını okurdum. Tim Burton ustanın çektiği ilk iki Batman filmi (Yazının Devamı…)
batman, Christian Bale, Christopher Nolan, film, Heath Ledger, joker, Morgan Freeman, sinema, the dark knight, Tim Burton
Tekrar Filmleri - Vol 2
mustafa - 16 Nisan 2009 22:01

Turist Ömer
Hollywood yapar da bizimkiler boş durur mu? Tabi ki durmaz. Önceki yazımızda Hollywood tarafından tekrar çekilen filmlerden bahsetmiştik. Şimdi de biraz Yeşilçam’a çeviriyoruz yüzümüzü. İşte karşınızda Amerikalı meslektaşlarından ödünç aldıkları fikirlerle Star Wars, Batman, Rambo ve E.T. gibi filmlere bambaşka yorumlar katan Türk filmleri.
Turist Ömer Uzay Yolunda (1973)
7 filmden oluşan Turist Ömer serisinin son filmi. Bu filmi belkide onlarca kez seyretmeme rağmen yazıma başlarken filmin nasıl başladığını unutuverdim. Türk Sinemasında böyle filmler vardır, TV’de genellikle kanal değiştirirken karşımıza çıkar, ve sonuna kadar başından kalkamayız. (Yazının Devamı…)
badi, dünyayı kurtaran adam, filmleri, oz büyücüsü, rambo, şeytan, sinegargara, sinema, superman, tekrar, tekrar filmleri, turist ömer, uzay yolu
Film Eleştirisinin Amaçları
mustafa - 15 Mart 2009 16:02

Film Eleştirisi
Timothy Corrigan’ın Film Eleştirisi El Kitabı‘nı okumaya başladım. Gerçekten sade dilde yazılmış, çok fazla teknik terim içermeyen, sinema hakkında herhangi bir eğitim almamış insanların da rahatlıkla faydalanabileceği bir kitap. Sinegargara’nın da temelini film tanıtımları ve eleştirileri oluşturacak. Peki film eleştirisinin amaçları nelerdir? İşte size kitaptan bir bölüm:
Film hakkında yazmak,
- Filme ilişkin tepkinizi daha iyi anlamanıza;
- Filmi neden beğendiğiniz ya da beğenmediğiniz konusunda başkalarını ikna etmenize;
- Okuyucularınızın belki de bilmediği bir filmi, bir yönetmeni veya bir grup filmi (Yazının Devamı…)
eleştiri, film, Film Eleştirisi El Kitabı, sinema

(2 oy, ortalama: 4.50 / 5)







(1 oy, ortalama: 4.00 / 5)